Muş'un yaklaşık 50 km kuzeybatısında, deniz seviyesinden 2.100 metre yükseklikte konumlanan Surp Garabed Manastırı, Erken Hristiyanlık döneminden 20. yüzyıl başına kadar Ermenistan'ın en önemli ve en eski ruhani merkezi olmuştur. Yerel anlatılara göre, 4. yüzyılda Aziz Krikor Lusavoriç tarafından antik Demeter ve Kisane tapınaklarının yıkılmasıyla kurulan yapı, bünyesinde Vaftizci Aziz Yahya'nın (Surp Garabed) röliklerini barındırması sebebiyle kutsal kabul edilmiştir.
Manastır, dış dünyadan yüksek ve kulelerle desteklenmiş surlarla ayrılan, adeta bir kale kent görünümündedir. Kompleks; ana kiliseler, rahip hücreleri, okul, yemekhane ve konuk evlerinden oluşan devasa bir yerleşimdir. Yapılarda düzgün kesme taş ve tuğla işçiliği bir arada kullanılmıştır. Bölge halkı tarafından "Çanlı Kilise" olarak adlandırılmasının sebebi, Muş Ovası'ndan bile görülebilen görkemli çan kulesi ve devasa kubbeleridir. 18. yüzyıl sonundaki depremden sonra köklü bir yenileme geçiren yapı, merkezi kubbeli mimarinin en olgun örneklerini sergilemiştir.
Surp Garabed, sadece dini bir mekan değil, Evliya Çelebi'nin de hayranlıkla betimlediği üzere, Müslüman ve Hristiyan halkın ortak bir kültürel paydada buluştuğu bir merkezdir. Çelebi'nin "ibret verici acayip bir yapı" olarak nitelediği manastır, özellikle Vartavar yortusunda on binlerce kişinin toplandığı, ozanların atıştığı ve ticaretin canlandığı bir panayır yerine dönüşmekteydi. Ermeni edebiyatı için kritik öneme sahip olan manastır, 14.-15. yüzyıldan itibaren tezhipli el yazmalarının üretildiği seçkin bir kültür odağı olmuştur.









