Tarih boyunca çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapan ve kültürel katmanlarıyla öne çıkan Ahlat, kentin kadim yerlileri olan Urartularca "Halads", daha sonra Ermeniler tarafından "Şaleat", Süryanilerce "Kelath", Araplar tarafından "Hil'at", Farslar ve Türkler tarafından ise "Ahlat" olarak adlandırılmıştır. Türkiye'de tarihi eserleri açısından müstesna bir konumda bulunan yerleşimin tarih sahnesindeki varlığı MÖ 1500 yılına kadar uzanmaktadır. Deniz seviyesinden yaklaşık 1800 metre yükseklikte, stratejik bir noktada yer alan ve Van Gölü'ne hâkim coğrafi üstünlüğüyle dikkat çeken bölge, tarihsel süreçte pek çok medeniyetin iskân alanı olmuştur. Bu iskân modelinin en önemli merkezlerinden birini, Taht-ı Süleyman Deresi'nin doğusunda, kuzey-güney istikametinde uzanan ve çevre bölgedeki çukurlukta adeta bir ada gibi yükselen bir kayalık üzerine inşa edilmiş olan Harabeşehir Kalesi (Urartu Kalesi) oluşturmaktadır. Kesin inşa tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, bu kalenin en azından MÖ 8. yy'da yapılmış olması mümkündür. Zamanla meydana gelen depremler, istilalar ve doğal coğrafi şartlar nedeniyle günümüzde harabeye dönen tahkimatın, kurulduğu kayalığın doğu yamacında az da olsa mimari izleri fark edilebilmekteyken, eteklerinde ise yalnızca kaya sığınakları ve ev kalıntıları mevcuttur.
Kale sahasında yürütülen arkeolojik kazılar sonucunda bazı duvar sıraları yüzeye çıkarılmış olsa da genel olarak sur duvarları bütüncül olarak izlenememekte ve büyük oranda toprak altında bulunarak yer yer burç ve sur bakiyeleri şeklinde kendini göstermektedir. Tahkimatın kesme taş kaplamaları zamanla tamamen yok olmuş, geriye yalnızca moloz taş çekirdeği kalmıştır. Kaynaklarda, ana yapıyı çevreleyen büyük surun Bizans döneminde inşa edilip geliştirildiği, sonraki yüzyıllarda ise Selçuklular tarafından tamir edilerek kullanıldığı belirtilmektedir. Nitekim kalenin çevresinde Selçuklu dönemine ait sivil ve dini mimari kalıntılara da rastlanmaktadır. Ahlat'taki ilk imar faaliyetlerinin odağını oluşturan ve 1224 yılında yıkılan iç kale ise Van Gölü'ne paralel, kuzey-güney istikametinde ve batıya doğru üçgen oluşturacak bir formda tasarlanmıştır.
Esasen Ahlat şehri Urartular döneminde kurulmuş olup, Asurluların MÖ 1274 yılında Urartu (Uriadri) ülkesine düzenlediği saldırı sırasında 51 kenti yakıp yıktıklarını ve bunların arasında Ahlat'ın da yer aldığını yazılı kaynaklar doğrulamaktadır. Urartu döneminde Adilcevaz yöresiyle birlikte "Ziukuni Ülkesi" olarak bilinen bu havzada Ahlat, MÖ 9. ile 6. yüzyıllar arasında Urartu hâkimiyetinde kalmıştır. Tarih boyunca önemli bir stratejik nokta olan Ahlat Kalesi de bu hâkimiyet döneminde, MÖ 8. yüzyılda Urartu Krallığı tarafından krallığın batı sınırlarını korumak amacıyla inşa edilmiştir. Genel hatlarıyla Ahlat'ta iki ana kale yapısı öne çıkmaktadır: Bunlar, Osmanlılar döneminde inşa edilen Osmanlı Kalesi ile iç kısımda bulunan ve Urartular tarafından inşa edilen Ahlat Eski Kalesi'dir.








